ALTIN SİLSİLE   /   Ahmet MUHAMMEDOĞLU

73. Sayı

 

    Hace Muhammed Zahid (K.S.)

 

Muhammed Zahid hazretleri takvada, ilimde ve verada zamanın bir tanesiydi. Ubeydullah Ahrar hazretlerinin en başta gelen talebesi ve halifesidir. Annesi Yakub Cerhi hazretlerinin kızıdır. Böylece bu silsile Ubeydullah Ahrar'dan sonra Yakub-u Çerhi hazretlerinin torunuyla devam etmiştir.

Gayet asil, soylu ve ilim ehli bir aileye mensuptu. Küçük yaştan beri ilim tahsil etti. Gerekli ilimleri öğrendikten sonra tasavvufa yöneldi. Nefsini ıslah etmek için çok gayretler sarf etti. İbadete çok düşkün bir kimseydi. Geceleri ibadetle ihya etmiş senelerce gözüne uyku girmemişti. Memleketi Semerkand'ta ilim tahsil ettikten sonra arkadaşı Nimetullah ile beraber Herat’a gitmek üzere yola çıktılar.

Yaz mevsimiydi hava çok sıcaktı. Şadman köyüne gelince dinlenmeye karar verdiler. Onlar orada konaklarken Ubeydullah Ahrar hazretleri de buraya teşrif etti. Bu onlar için büyük nimet olmuştu.

Kendisiyle görüşüp tanışmak, duasını almak için bir ikindi vakti yanına gittiler. Onlarla çok güzel sohbet etmeye başladı çok etkileyici. Bu konuşma esnasında kalbinden geçenleri iyi bir üslupla cevapladı. Hatta Herat’a gitmekte olduklarını bile söyledi. Bu muhabbetten Hace Muhammed Zahid hazretleri Ubeydullah hazretlerinin kâmil bir şeyh olduğunu anladı. Ona karşı sevgi ve muhabbetle doldu.

Sonra Ubeydullah hazretleri; “Herat’a gitmekteki niyetin ilim öğrenmekse o burada daha kolaydır.” Bunu da söyleyince Hace hazretleri kalbinden geçenleri biliyor. Ama gene de gitme arzusu içindeydi. Muhammed Zahid hazretlerinin asıl maksadı tasavvuf yoluna girmekti.

Ubeydullah hazretleri tebessüm etti “o halde çok güzel” dedi. Sonra beraber bahçede yürümeye başladılar. İnsanlardan uzaklaşınca Şeyh Efendi Muhammed Zahid hazretlerinin elinden tuttu o anda kendinden geçip bayıldı. Kendine geldiğinde Ubeydullah Ahrar hazretleri yanındaydı. Şeyh hazretleri cebinden bir kâğıt çıkarıp, “bu kâğıtta ibadetin hakikati Allah-u Teâlâ’nın azameti karşısında insanın acizliği yazılı” diyerek Muhammed Zahid hazretlerine verdi; “Bu saadet Allah-u Teâlâ’nın muhabbetiyle ve O’nun yüce Resulüne tabi olmaya bağlıdır. Peygamber sevgisi ve O’na uymak ise bu işin yolunu bilmekle olur. Bunun yolu da din ilimlerine varis olan âlimlerin sohbetlerinde bulunmak ve onlardan ilim öğrenmekle olur. Böylece Resulüllah'a tabi olmak suretiyle marifeti ilahiye açığa çıkar. Kötü din adamlarından uzak dur. Çünkü onlar, dini, dünya malı toplamak için alet ederler. Bu mektubu getiren zata alaka ve ilgi gösterin. Onu aranıza alın ve uygunsuz kişilerle oturup kalkmasına mani olun.”

Muhammed Zahid hazretleri gene de Herat’a gitmek için yola çıktı. Mektubu cebine attı. Yolda başına gelmedik kalmadı. Hummadan göz ağrısına kadar türlü türlü sıkıntı çekti ve sonunda yola devam ederse helak olacağını anladı. Karşı koyamadığı bir cezbe onu Semerkand'a Ubeydullah hazretlerine doğru çekiyordu. Sonra Semerkand'a gitti ve kendisine tarikat hırkasını giydirdi.

Muhammed Zahid hazretleri asrındaki âlimlerin en büyüklerinden ve evliyanın yükseklerindendi. Fakr, tecarrud, vera, takva, sünnete ittiba gibi konumlarda âli makamlardaydı. Kendisinden sonra manevi emaneti teslim ettiği derviş Muhammed hazretleri de yetiştirdiği en büyük velilerdendi.

Muhammed Zahid hazretleri Hicri 936, 1530 senesinde Semerkand'a bağlı Hisar'ın Vahş köyünde vefat etti ve oraya defnedildi.

Mevla’m cümlemizi şefaatlerine nail eylesin. Bir sonraki sayımızda buluşmak ümidiyle Esselam-u Aleyküm.

 

 

Yazara Mail GönderYazdırBaşa Dön