BU AYA ÖZEL

AHMET GÜNGÖR

 

 

 

 

Allah'a kulluk yolunda yazılan bir destandır HAC

 

Ocak 2006

 

Ahır zaman nebisi, alemlere rahmet olarak gönderilen İslam Peygamberi Muhammed (s.a.v.’in eli ile gelmiş. Allah katında geçerliliği olan, Yüce dinimiz İslamiyet onu getirenin dili ile beş esas üzerine bina edilmiş olduğu belirtilmiştir. ( Hadis Külliyatı Kütüb-i Sitte ve Şerhi,İ.CANAN c.2 s.213) Bu binanın dört köşesi ve birde orta direğinin var olduğu düşünülürse İslam’ın beş esası olarak nitelendirdiğimiz Namaz, Oruç, Zekat; Hac ibadetleri bu binanın temel köşe taşları, Kelime-i Şehadet ise onu ayakta tutan ana sütunudur. Bir bina dikmek için öncelikle temel ihtiyaç vardır. Sağlam ise onu ayakta tutan ana bir temel üzerinde inşa edilebilir. Ne kadar sağlam olursa olsun o temel üstüne bina yapılmazsa onun da bir kıymeti olmayacaktır. İslam temelleri, beş ana esastan ibaret ise de bunun üzerine inşa edilmesi gereken muhkem, muhteşem, mükemmel bir İslam binası vardır. Sadece atılan temel ile yetinmek, o temelin bir müddet sonra çürüyüp çer çöp dolmasına sebep olabilir. Atılan temelleri üzerine sarsılmaz binalar kurulmalıdır.

İslam’ın şartları olarak da adlandırdığımız bu beş rüknün her biri, birbirinden önemli mahiyettedir. Vaizler ve hatipler yeri ve zamanı geldikçe bunların önem ve faziletlerine işaret ederler. Örneğin Ramazan ayı geldiğinde; “Ademoğlunun her ameli,bire ondan yedi yüz misline kadar kat, kat arttırılarak ödüllendirilir. Ancak oruç bunun dışındadır. O benim içindir. Onun ecrini bizzat ben vereceğim”(Buhari Savm 2,9) Kutsi hadis de belirtilen rabbimizin müjdesine, “Kim inanarak ve karşılığını Allah’tan umarak ramazan orucunu tutarsa onun geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhari İman 28, savm6)  Hadisi şerifinde belirtilen peygamber beyanına yer verirler. “Zekat İslam’ın köprüsüdür.” Sözü ile İslam da zekatın önemine, “Namaz dinin direğidir.” “Şahadetsiz İslam olmaz.” Sözleri ile de dinde namazın ve şahadetin yerine işaret etmektedirler. Görülüyor ki Kuran ayetleri, hadisi şerifler ve ulemanın sözleri, bunların her birinin birbiri ile mukayese edilemeyecek ölçüde önemli olduğunu vurgulamaktadır. Tekamül yolcusu olan insan aşama, aşama bunların her birinden geçerken ileri, ancak olgunlaşabilir ve cennete layık bir kul olma şerefine erebilir.

İşte bu tekamül ve Allah’a kulluk yolunda atılmış bir adım var ki, Allah o adımı o derece kabul etmiş ki bunun unutulmaması için ahir zaman ümmetine farz kılmıştır. Akıl ve idrakin ötesinde başarılmış bir sınav ve tarihe geçmiş bir destandır. Nasıl ki vatan, millet ve din müdafası için milletlerin yazdığı fedakarlık destanları varsa, insanlığın ataları Adem ve Havva (aleyhisselam), İbrahim ve Hacer (aleyhisselam)’ın yazdıkları bir destandır Hac. Nesilden nesile aktarılması gereken ve asla unutulmaması lazım gelen, Allah’a kulluğunu göstermek isteyenin örnek alması istenilen bir ibadettir Hac.

Adem ve Havva atamızın işledikleri hatadan dönüp pişmanlıklarını Allah’a sunmaları, yüzlerce yıl yeryüzünde divane dolaşmalarının ardından Rahmet dağı diye adlandırılan Arafat mevkiinde tövbe ve yönelişlerinin Allah katındaki kabulünün canlandırılması, ilerlemiş yaşında sahip olduğu, canından çok sevdiği halim yavrusunu Allah’a kurban etmekten çekinmeyen İbrahim ve Hacer’in büyük sınavının hatırası, Allah’a kulluk etmenin önündeki en büyük engel olan Şeytan (aleyhillane)’nin temsili olarak taşlanıp nefsin ve ona gelen hevanın körlenmesi, Şehvet, avlanma, seyahat etme, güzel kokular sürünüp iyi giyinme alışkanlığı olan insanın bütün bu arzularını bir kenara bırakarak tıpkı mahşer gününde yaşanacakların provasıdır Hac.

Hac ibadeti getirilirken bütün bunlar ihmal edilmeden bu bilinç ve şuur ile ifa edilmelidir. Aksi takdirde Yunusun dediği gibi:

Merkep derviş olmaz, odun taşımakla tekkeye

Kişi hacı olmaz gitmekle Mekke’ye

Hac ibadetini bu anlam ve düşünceden uzak olarak ifa etmekle onun bize kazandırması gereken kişilik ve ahlakı elde etmek mümkün olmaz. Bütün ibadetler farz olsun nafile olsun, bize bir ahlak kazandırmak için teşri olunmuştur.

Namazı bir alışkanlık, orucu bir perhiz, zekatı sıradan bir yardım, haccı da bir seyahatten ibaret gören İslam toplumu, içinde bulunduğu dağınıklığın, açlığın sefaletin ve geri kalmışlığın en güzel açıklamasıdır. Namazı olmayan kalp huzuru bulamaz. Orucu bilmeyen nefsini tanıyamaz. Zekat yaşatmayan, toplum olamaz. Haccı anlamayan, halkı ve halkçılığı, mabudu ve ibadeti bilemez.

Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da, Kabe’de, her yıl dualar edilir, niyazlar yükselir. Bir dua ve niyaz vardır ki Ravza’dan yükseliş, Ravza’nın sütunlarına nakşolmuş, her giden o niyaza aşık olmuş, gözyaşlarını tutamadan ağlayarak okumuş;

Tabiinden olan İmam Uteybi’den şu meşhur hikaye naklolunmuştur: Hazreti peygamberin kabri başında oturuyordum. Bir bedevi gelerek; Esselamü Aleyke Ya Rasulülllah Selam sana Ey Allah’ın Resulü! İşittim ki Allah-u Teala şöyle buyurmuş dedi ve şu ayeti Kerime-i okudu: “Onlar kendilerin yazık ettikleri vakit, sana gelip Allah’tan Mağfiret dileseler ve Peygamberler de onlar için af dileseydi elbette Allah’ı Tevvab (tövbeleri kabul eden) ve Rahim olarak bulacaklardı. (Nisa:64) işte günahlarımdan mağfiret dileyerek ve Rabbime benim hakkımda şefaatte bulunmanı dileyerek sana geldim. Dedi ve şu beyitleri okudu:

Ey Kabre konulanların en hayırlısı ve en büyüğü

Alçak ve yüksek yerler onun kokusu ile güzelleşti

Senin olduğun kabre canım feda

Ondadır af, bolluk ve şeref ( İbni Kesir, Nisa 64.)

Hac ibadeti, evini barkını terk edip nesin ıslahı için çıkılan bir cihada benzediğinden amellerin en faziletlisi olarak da dile getirilmiştir. Fiili cihaddan mahrum olan günümüz müslümanı için bulunmaz bir fırsat olarak götürüp, değerlendirilmelidir. Bu kutlu yolculuğa çıkan hacı adaylarımız, Hazreti İbrahim’in davetine “Lebbeyk” diye cevap vermiş olan Allah’ın bahtiyar kulları olduklarını unutmamalıdırlar. Karşılaşmış oldukları sıkıntı ve meşakkatleri sabırla göğüsleyip anasından doğduğu günkü gibi arınmış saf ve pak olarak yurduna ve ailesine dönmelidir.

Yüce Allah Kuran-ı Kerimin Hac suresi 26-28 ayeti kerimelerinde haccın mana ve ehemmiyetine şu şekilde yer vermiştir: “Bir zamanlar İbrahim’e Kabe’nin yerini hazırlamış ve şöyle vahy etmiştik: “Bana hiçbir şeyi ortak koşma tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rukü ve secdeye varanlar için evimizi temiz tut.” İnsanlara haccı ilan et. Gerek yaya olarak, gerek binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler. Kendilerine ait bir takım faydalara şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken Allah’ın adını ansınlar. Artık ondan hem kendiniz yiyin, hem de yoksulu, fakiri doyurun.