MAKALE   /   Muhammed KAYNAR

 73. Sayı

 

    Bu Sorun-Suzluk Hayra Alamet Değil

 

Felaket tellallığı olarak algılamayın fakat demedi demeyin bu devran böyle gitmez. Ülkede Türkiye’nin doğasına aykırı işler oluyor. Yani her şey normal. Sistem anlamında ciddi sıkıntı yok. Ne demek mi istiyorum önce kısa bi gündem değerlendirmesi yapalım hep beraber;

- PKK ile mücadele Barzani’nin son çıkışlarıyla ve özel harekât baskısıyla birlikte % 85 hükümetin istediği kıvama geldi.

- İşsizlik tek hanede.

- 28 Şubat engelleri tek tek hızlı bir şekilde kalkıyor.

- Hükümetin elini kuvvetlendirecek maddeler tek tek değişiyor.

- Türkiye’de ilk defa başörtülü Avukat Esra Soylu görev ruhsatını aldı.

- Muhalefet kendi içindeki sıkıntılarla meşgul ara sıra sesi çıksa da yaptırımı yok.

- Tandoğan’daki tablo malumunuz.

- Suriye konusunda Amerika ile dirsek temasındayız. İstenilen durumdayız yani.

- Ekonomi anlamında sanayi ve ticaret dünyadaki genel durgunluğa rağmen Türkiye’de hareketli. vs. vs.

Bunların hepsini alt alta koyduğumuzda ortaya bir anormallik çıkıyor, nedir o? Türkiye de son 110 yıldır bunların hepsi aynı anda iyi olmamış. Peki, neden şimdi iyi? Ve neden şimdi hükümet kendi içinde iyi değil?

- Başbakan: “Şike konusu ile alakalı yasayı çıkaracağız.”

- Gül: “Alınan kararlar gözden geçirilmeli.”

- Başbakan: “Beni bilen bilir kimsenin gazına gelerek karar vermem.”

- Başbakan: “Dindar bir nesil yetiştireceğiz.”

- Arınç: “Devletin böyle bir vazifesi yok.”

Bu misalleri paylaşmamın sebebi sadece bunlar olduğundan değil hepimizin aklında kalanlar olduğundan. Abdullah Gül’ün 12 Haziran seçimleri öncesinde partinin baş kurmaylarıyla birlikte yeni bir parti kurmak veya AKP’nin başına geçmek için tüm sistemi hazırladıktan sonra % 50’lik seçim sonucunu görünce planın rafa kaldırıldığını Taraf yazarı Mehmet Baransu’dan öğreniyoruz.

Tabi ki biz bu kadar takip edip öğreniyoruz, Başbakan kendisi ile kavgalı olanların tamamının köşkte işe başladığını görünce olayı nasıl takip ediyor siz düşünün. Tabi bu olaylar içeride derin fırtınalar koptuğunu gösterirken fakat neden dışarıya aşikâr bir sıkıntı taşmıyor açık söyleyeyim merak ediyordum.

Ta ki geçen hafta Fethullah Gülen’in kendi sitesinden paylaştığı video da sesli sesli ağlayarak “vatan toprağına secde etmeyi özledim” dedikten sonra bu hafta da Oda tv sanıklarından Ahmet Şık ve Nedim Şener’le alakalı yine kendi twitter hesabından şu çok önemli açıklamaları yapana kadar.

Fethullah Gülen: “ifade ve basın hürriyetinin geniş şekilde uygulanması taraftarıyım” dedi. Bu açıklamanın neresi mi çok önemli? Hemen söyleyeyim bugüne kadar Amerika’da kalmasının tek sebebi olarak kendi deyimiyle şom ağızlı (eshabı cerayit) gazeteciler topluluğunun vaveyla koparmasından çekinip Müslümanlar zarar görmesin diye buradayım derken, bugün ise herkes istediğini söylesin ifade özgürlüğü ve hürriyet gerekiyor ifadesi, hem de Türkiye’yi çok özledim açıklamasından bir hafta sonra gelmesi, bence çok önemliydi.

Tüm bu gelişmeler karşısında ülke nereye hazırlanıyor sorusu akla gelmiyor değil.

Bu arada Gülen’in ifade özgürlüğü açılımı gerçekten anlaşıldığı gibimi yoksa dönüş öncesi herkesin eteğindeki taşları dökme politikası mı akla takılan sorular içinde değerini koruyor.

Netice itibari ile olayı toparlayacak olursak Türkiye’nin çok ciddi günlere hazır olması gerektiğini anlamak için keramet göstermeye gerek yok. Fakat Sayın Başbakan’ın içinde bulunduğu keskin imtihandan kurtulması için cidden keramete ihtiyacı var. Önümüzdeki yıllar demiyorum birkaç ay içinde hep beraber göreceğiz ki, olmaz denilenler nasıl da oluveriyormuş bakacağız.

Peki, bu konuda senin önerin ne derseniz hiç tevazu yapmayacağım kimse kusura bakmasın Sayın Başbakanımıza çok ciddi bir anahtardan bahsedeceğim Sayın Başbakanım bu iş için yetiştirilmiş, bu işin bayraktarlığını yapacak masumların şifrelerini dikkate alın. Demedi demeyin. Fi Emanillah.

 

Yazara Mail GönderYazdırBaşa Dön