KUR'AN AÇIKLAMASI   /   Ömer TURNA

73. Sayı

 

   İsteseler de Söndüremezler

 

“Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar, hâlbuki kafirler hoşlanmasalar da Allah (c.c) nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez. O Allah müşrikler hoşlanmasalar da kendi dinini bütün dinlere üstün kılmak için, Resulünü hidayet ve hak din ile gönderendir.” (Tövbe, 33)

Cenab-ı Hak buyuruyor ki; “Hak ve hakikati inkâr edenler, Allah’ın nurunu ağızlarıyla eleştirir ve hareketleriyle söndürmek isterler.” Fakat bu mümkün müdür? Asla! Cenab-ı Hak ise kendi nurunu tamamlamak ve onu galip kılmaktan başka bir şeye razı olmaz.

Her ne kadar kâfirler razı olmasa da, Allah’ın nurunun yücelmesinden rahatsız olurlarsa da, Cenab-ı Hak o yüce varlıktır ki, Peygamberini hidayetle, hak dinle yani hikmete uygun, umumun faydasıyla örtüşen İslam diniyle göndermiştir. Ta ki bu yüce dini diğer dinlerin hepsine üstün ve galip kılsın. Her ne kadar müşrikler bunu çirkin görürlerse de onların bu tavrına rağmen İslam dininin bütün dinlere üstün geleceği muhakkaktır.

Şüphe yok ki, yarasa tabiatlı olanlar, ilahi nurun ortaya çıkmasını istemezler. Hakkın tecellisini arzu etmezler. Çünkü bundan gözleri kamaşır, canları sıkılır, fakat ilahi nurun ortaya çıkmasına, Hakkın tecellisine hiçbir şey mani olamaz.

Allah’ın varlığını ispat eden delilleri inkâr mümkün müdür? Bilindiği gibi dünya baştanbaşa sapkınlık içinde kalmıştır. Cenab-ı Hak rahmet etti, sevgili Peygamberimiz (s.a.v)’i insanları karanlıktan nura çıkarmak için gönderdi. Fakat aydınlatmak istediği muhitin hatta kendi akrabasının şiddetli düşmanlığı ile karşılaştı.

Ebu Leheb’ler, Ebu Cehil’ler aydınlanmak istemiyorlardı. Bilakis Hakkın ışığını söndürmek istiyorlardı. “İşte onlar Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar…” ayeti bu gibi gafiller hakkında inmiştir.

Bu ayeti kerime’deki nurdan maksat nedir? Bu nur ya Cenab-ı Hakk’ın varlığına şehadet eden delillerdir. Veya bunlar ilahi dindir. Ya da Peygamber Efendimizdir, ya da Kur’an-ı Kerim’dir.

Eğer nurdan maksat, Hakk’ın varlığını ispat eden deliller ise şüphesiz bunları hiç kimse iptal edemez. Bunların Cenab-ı Hakk’ın varlığına delalet etmesine hiçbir şey mani olamaz. Bir kere düşünelim. Şu muazzam kâinat hiç yaratıcısız meydana gelebilir mi? Hiçbir eser görülmüş müdür ki, bir yapıcısı olmasın! O halde şu kadar mükemmellikleri ihtiva eden âlem, nasıl olurda bir mucide, ezeli bir yaratıcıya ihtiyacı olmaz. Şu da gayet açıktır ki, her eserin büyüklüğü o eseri yapan kimsenin büyüklüğüne işaret eder. O halde bu kâinatı, bu kadar hakikatleri var eden Zâtı Kibriyâ’nın kudret ve azametinden kim şüphe edebilir?

Şu da bilinmelidir ki, hiçbir müessir kendisinden büyük bir eser meydana getiremez. Diğer bir ifadeyle kâmil olan şey, noksan olan bir şeyin eseri olmaz. O halde yüceliği, mükemmelliği açıkça görünen bu âlem mümkün müdür ki, ilim ve hikmetten yoksun, irade ve kudretten mahrum bir şeyin, kör bir kuvvetin eseri olabilsin? Elbette olamaz!

Artık şüphe yok ki, bu muazzam kâinatın her zerresi bütün kemal vasıflarına sahip olan, bütün noksanlık ifade eden vasıflardan münezzeh olan yüce bir yaratıcının varlığını ispat için en mükemmel bir delildir, bir buhrandır. Hiçbir kimse bunları inkâra kalkışamaz.

Nasıl olur da bir kimse Cenabı Hakka asi olur? Veya O’nu inkâr edebilir? Hâlbuki her şeyde O’nun için bir ayet, bir işaret vardır ki, O’nun varlığını, birliğini kudret ve azametini göstermektedir.

Din ne kadar gereklidir, insanlığı dini duygulardan koparmak mümkün müdür? “Onlar Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar” ayetinde geçen “nur” kelimesi eğer ilahi din anlamına geliyor ise kuşkusuz bunu da ortadan kaldırmak mümkün değildir. İnsanları dinden, dini duygulardan soyup çıkarmak asla mümkün değildir. Nasıl mümkün olabilir ki, din yaratılıştan gelen bir şeydir. Din pek mühim ruhi bir ihtiyaçtır. Din her türlü faziletlerin içtimai güzelliklerin en temel unsurudur. Bunların en mükemmel teyitçisidir.

Peygamberimizin peygamberliğini, Kur’an’ın yüceliğini kim inkâr edebilir? “Onlar, Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar” ayetindeki “nur” kelimesinden maksat Peygamber Efendimiz (s.a.v) olabileceği gibi, Kur’an-ı Kerim’de olabilir demiştik. Kuşkusuz bunları söndürmeye kimse kadir olamamış, kıyamete kadar da olamayacaktır.

Malumdur ki, Resulü Ekrem Efendimiz (s.a.v)’in mübarek hayatına gerek hicretten önce ve gerek hicretten sonra suikastta bulunmak isteyenler olmuştu. Fakat “Allah insanlardan korur” ayeti tahakkuk etmiş ve Peygamberimizin hayatı düşmanlarının taarruzlarından daima korunmuştur.

İslam’ın nurları cihanın doğu ve batısını aydınlattı. Bu hikmetli dinin, diğer dinlere galip oluşu, her yönden onlardan üstün oluşu gün gibi ortaya çıktı. “İslam yücelir fakat alçalmaz” hakikati bariz bir şekilde tecelli etti. Müsteşriklerden biri, bu hakikati tasvir ederek diyor ki; “Kahraman Peygamber böyle bir peygamberdir. Hz. Muhammed’in dehası, Zerdüştlüğü tarümar bir cemaat haline getirmiş, Hindistan’ı fethederek Brahma dinine galip gelmiş, Buda dinini bile mağlup etmiş, Hıristiyanlığın doğudaki hâkimiyetine son vermiş, Mısır’dan Cebeli Tarık’a kadar Roma’nın bütün Afrika’sını ele geçirmiş, Avrupa’ya geçerek İspanya’nın büyük bir kısmını fethettikten sonra kuzeye doğru ilerlemiş eski Roma’yı titretmiş ve nihayet yeni Roma’yı yani İstanbul’u zapt etmişti.”

Özetle Cenabı Hak kendi dinini zirveye taşımıştır. Bu sayede Müslümanlar asırlarca pek büyük muvaffakiyetlere nail olmuş, insanlık âlemine eşsiz hizmetlerde bulunmuştur. Son olarak İslam âleminde bir durgunluk, bir gaflet yüz göstermiş ise de bu durum sadece Müslümanların kendi şahıslarına aittir. İnşallah Müslümanlar yine eski yükselişine, eski varlığına sahip olacaklardır. Elverir ki, biz hakiki ihtiyaçlarımızı takdir edelim. Biz hem dünyamıza hem de ahiretimize çalışalım. Cenabı Allah Müslümanları ilahi desteğine layık kılsın. (Âmin)

 

Yazara Mail GönderYazdırBaşa Dön